Tarihin en üretken aşk yazarı
-
Coral Hart, 1 sene içinde 200 romana imza atarak adını tarihe yazdırdı.
Kimseden esirgemediği “Claude” kod adlı bir gölge yazarın desteğiyle.
1 hafta önce
Evet bugün dedeme gidiyorum. İŞimi gücümü ancak ayarlayabildim. Ve ancak dün akşam bilet için rezarvasyon yaptırabildim. Sevgilimin ısrarlarıyla Varan'dan şey ettim bu işleri ve bu sabah da biletimi almak için Beylikdüzü varan ofisine gittim. Ben oraya vardığımda saat 07:50 İdi, on dakka sonra orta yaşlı ve diğer esnafların "günaydın hocam" demesine bakılırsa öğretmen emeklisi bir amca Varan ofisini açtı. Varan dışında Kontur, truva, aydın .. gibi firmaların da biletlerini satan bir acenta bu Yalnız bu öğretmen emeklisi amca sadece ofisin kapısı açabiliyor, zira bilet alacağımı söylediğimde, "arkadaş gelecek" dedi, Neyse bekledim de bekeldim. Saat artık 08:40 olmuştu. Sonra ben iyice sinirlendim sonra benden sonra gelen bi adam da sinirlendi, sonra bir kadın ve bir adam geldiler ve onlar da sinirlendiler. Ağız dalaşına girildi. Sonra bu hoca efendi tepkilere dayanamayıp, "gidin kardeşim başka yerden alın o zaman biletinizi" dedi. Ben de Tabi yaaa doğru zikerler varanı diyerek Nilüfer'e gidip 30 saniye içinde biletimi aldım, Ben elimde biletimi sallayarak Varan'ın önünden geçerken , bilet satışına bakan zat-ı muhterem daha teşrif etmemişti. Sonra orda geçirdiğim 40 dakkaya hayıflanarak, eşyarımı toplamak üzre eve geldim.
Geçen bi çekime gidiyorum. Beni Beşiktaş'tan alıyor SS arabasıyla. Sonra diğer arkadaşı da alıp önce kahvaltı yapmayı teklif ediyor ben de tamam diyorum zira daha vaktimiz çok çekim için . Karşıya geçiyoruz ve diğer arkadaşı da almak için iş yerine uğruyoruz. Arkadaşımız ÇS yanında iş yerinin temizlik görevlisi hanımla birlikte çıkıp arabaya biniyor. Arabayı kullanan SS soruyor ÇS'ye " hayrola bilmem ne hanımı nereye bırakıyoruz?" diye; ÇS de cevap veriyor "onun bankada işi varmış da bilmem ne bankasına bırakalım" diyor. Neyse bi süre sonra ÇS , SS ile sohbete başlıyor. Ben de olaylara uzak bi kişilik olarak kayıtsız dinliyorum onları. ÇS eski sevgilisinin ona tektaş aldığından bahsediyor; SS de neden yüzüğü takmadığını soruyor; ÇS de bu saatten sonra tektaşın anlamı olmadığını falan söylüyor; bi süre sonra bu iki genç bayan tek taş almış eski sevgiliyle kafa yapmaya başlıyorlar, bi ara SS " bari tam tur alsaydı o zaman takardın hahaaaa...." diyor. Bi süre bu tam tur aşağı tam tur yukarı muhabbeti dönüyor. Ben önce bu tam tur nanesini bir terim, bir marka falan sanıyorum sonunda bizimkilere soruyorum " nedir lan bu tam tur" diye. Meğersem her tarafı pırlantayla donatılmış yüzük oluyormuş bu. Ben yine bir iki saniye algılayamıyorum, sonra "haaaaaa....!! "diyorum"yani tamamen, yüzüğün tamamını taşlarla çeviriyorlar ondan tam tur yani haaa....." diyorum sesli bi şekilde. Bizim kızlar beni bildikleri için bunu çabuk algılayamadığıma şaşırmıyorlar ama arkada ÇS'nin yanında oturan görevli hatun kişi benim bu işi niye bu kadar geç algıladığımı kınama maksadıyla, "jeton yeni düştü günaydın" gibi bi laf ediyor ama ben önde olduğum için duyamıyorum. ÇS bunu duyuyor ama şimdi elemanıyla yüz göz olmamak için duymamazlıktan geliyor. Kahvaltı yaparken bunu bize söylüyor ve kadının densizliğine kızıyorlar bizim kızlar Özellikle de SS çok sinirleniyor. Neyse ben olaya gülünce kızlar da uzatmıyorlar.
İşte karşınızda Hüthüt kuşu'nun UBBYB EKMEĞİ!!!!!
Sevgilime gelince, artık birbirimiz çok az görüyoruz, bazen ben eve dönemeyecek kadar geç kalıyorum ve SH'de kalıyorum. Bu olağan dışı zamanlar dışında onunla evde buluşuyoruz akşamları. Bazen benden önce geliyor, yemeğini yemiş ve salondaki mor kanepemizde şekerleme moduna geçmiş buluyorum onu. Eğer ikimiz de çok yıpranmış ve yorugun değilsek bir iki saat sohbet ediyoruz, önceden açık olan ama şu an pimapenle kapatılmış balkonumuzda; ilk sohbet konumuz hep Fatma Girik oluyor. Onunla ilgili anılarımızı konuşuyoruz, gülüyoruz, sonra ikimizin de gözleri doluyor, özlüyoruz haliyle. Zaten iki odalı evin ikinci odasına ikimiz de yerleşemiyoruz bir türlü, Belki Fatma Girik'in odası olur orası diye konuşuyoruz ve atıl bir durumda, işlevsiz öylece duruyor o oda.
Sinemadan, tiyatrodan, okuldan, kitaptan, sosyal aktivitelerden sorumlu kadın bakanıydı evin.
Hayatta başarısız olmuş bir kezban olmak ne demektir; hala kendi başına yaşamaya yetecek para kazanamıyor olmaktır; şu an tek başına kalınsa ne yapacağını şaşırmış, ışığa maruz kalmış tavşan pozisyonuna girmektir; hayatta hiç bir şeye faydanın olmamasıdır; boş yere gezegende yer kaplamak, metan gazı üretmek, su, besin tüketmek, doğaya bile zarar vermekti; duygularını karşındakine tam aktaramıyor olmaktır; hayatta bu kadar başarısızken en yakınında yaşayanları da başarısızlığa sürüklemek, onların da canını yakmaktır...
Bu sefer dedemin gitmesine izin vermedim ama eninde sonunda gidicek hatta belki de yakında. Eh zaten geldi 87 yaşına o da gitmek istiyor. Ama her gidecekmiş gibi yaptığında ya da bir gün gerçekten gittiğinde ben yine o çocukluğumdaki duygularıma dönüp, "gitme dede, gitme Hüseyin Çavuş", diye ağlayarak" Gidiyor dimi dedem" diye etrafımda suçlayacak birilerini arayacağım.
Her gün üç ölçek dinlediğim, hiç gitmiş gibi düşünmediğim insan, hatta onu dinlerken bi konseri olsa da gitsem diye aklımdan geçirdiğim, gidişini hiç kabullenmek istemediğim güzel insan: Aslında Seninle ilgili böyle bir anma gönderisi hiç yazmadım, yazmak istemedim ama bu sene bi böyle gidişini kabullenmişim gibi duygularım depreşti, bi böyle bi tuhaf oldum da senle ilgili yazmak belki iyi gelir diye düşündüm.
nimle, hemen balkona yerleşip vişneleri çekirdeklerinden ayırmaya başladım, bi yandan arada ağzıma atıyor bi yandan da anneme" anne bunların hepsini reçel yapalım" dedikçe annem" kızım delirdin mi, o kadar vişneyi nasıl ayıklıcaksın, delirirsin aç gözlü kızım benim"diye dalga geçiyordu. Hakkatten de bi süre sonra yıldım, "aman doğru ya yeter bu kadar kalanı senin olsun anne" dedim ve kalktım vişnenin başından ama sonra pişen reçeli 6 kavonoza zor sığdırınca ne kadar çok vişne ayıkladığımı da farkettik!:)) İnsan aç gözlü olmaya görsün.!!!
kan kitaptan haberi var ve daha neler neler...:))
gittiniz zamanında döndünüz geri artık yakınımda olun, artık çok uzakta olmanızı istemiyorum" diye gönül koydu bize.
Hafta içi; iş güç, Fatma Girik; haftasonu; Fatma Girik, Hüseyin Çavuş, temizlik, yemek derken bütün sorumluluklarımızı yerine getirdikten sonra , kendimize de bi yarım ya da bir saat ayıralım dışarı çıkıp yürülerim dedik.
Sene 1994,Kayseri, Erciyes Uni. Daha hiç birimiz o çok istediğimiz okullara girebilmiş değiliz. Hepimiz birbirimizden habersiz aynı kampüsün içinde ve hiç tanımadığımız bir Anadolu kentinde oyalanmaktayız.
1959'lu Hollandalı Erwin Amca çok acayip işler yapmış. Özellikle chessmen serisindeki işleri Joel-peter Witki'inkileri anımsatsa da aslında teoride tamamen farklı işler ve anlatımlar. Tabi diğer serileri de görülmeye değer. Hakkında bilgi edinmek için buyrun burdan yakın